Hukukî sonuç doğurmak amacı ile iki veya daha çok kimsenin veya kuruluşun karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile gerçekleşen işlem, sözleşme, mukavele, kontrat.

Satış, mal ya da satılabilir bir hakkın bedel karşılığı bir başkasına devredilmesi. 

Katılım bankasının katılma hesaplarına fon kabul ettiği ilk gün için 100 olarak kabul edilen ancak kâr veya zarar edildiğinde değişen, kâr veya zarar kayıtlarının yapıldığı günlerde, vadelerine göre ayrılmış her bir fonun toplam değerinin fonun bir önceki günkü toplam hesap değerine bölünmesi suretiyle hesaplanan, kâr veya zarar kaydı yapılmayan günlerde ise bir önceki günün birim değerine eşit olan katsayıyı ifade eder.

Katılma hesabının cari değerini belirleyen ve birim değer ile hesap değerinin çarpılması suretiyle hesaplanan, katılma hesabı sahibinin üzerinde hak iddia edebileceği tutardır. 

Hesabın açıldığı gündeki birim hesap değeri, haliyle hesabın kendisine eşittir. Fonun işletilmesi sonucu kâr elde edildiğinde birim değer yükseldiğine göre bu yeni birim değerin, hesap değeri ile çarpımı sonucu bulunan yeni birim hesap değeri, fon sahibinin vade sonunda hak iddia edebileceği meblağı yani yatırdığı para artı kârını gösterir. 

Örnek-1:
 Bir müşteri kurum adına açtırdığı katılma hesabına 1 milyon TL yatırmıştır. Paranın yatırıldığı gün geçerli olan birim değeri 100 ise, 
Hesap değeri = 1.000.000 / 100 = 10.000

Örnek-2:
 Bir müşteri katılım bankasında açtırdığı 1 yıl vadeli katılma hesabına 100.000 TL yatırmıştır. Bir yıl sonra birim değeri 109’a çıkmıştır. Bu hesabın vade sonundaki birim hesap değeri şu şekilde hesaplanacaktır. 

 Yatırılan Para : 100 = Hesap Değeri 
100.000 TL : 100 = 1.000 

 Vade Sonundaki Birim Değeri : 109 

 Hesap Değeri x Birim Değeri = Birim Hesap Değeri 
1.000 x 109 = 109.000 TL çıkacaktır.

Meşru, yapılabilir, dinen sakıncasız, mubah. 

Paranın kaybettiği değer, paranın alım gücündeki azalma oranı. Enflasyon farkının borçludan talep edilmesi faiz değildir. Bilakis enflasyon farkı alacaklının hakkıdır. 

Borçtan (karz) elde edilen gelir. Örneğin 100.000 TL borç verip 48 ay vadede 125.000 TL istendiği takdirde verilen borç ile tahsil edilen miktar arasındaki 25.000 TL faiz sayılır. Ayrıca birbirinin yerine geçebilecek malların vadeli satımı da faizli işlem kabul edilir. Mesela 100.000 TL verip üç ay sonra 46.000 EURO almak faizli işlemdir. Zira, paralar birbirinin yerine geçebilirler. İslamiyet’te borçtan gelir (menfaat) sağlamak yasaklanmıştır. Borç verilecekse faizsiz verilmelidir; ticaret (mal alım satımı) ise mübahtır. 

Borç (Deyn veya Kredi) faizi; ödünç, alım-satım veya başka her hangi bir sebepten zimmete geçen bir borca karşılık ödenecek olan mal veya parada, belli bir vadeden dolayı şart kılınan fazlalıktır. 

Fon toplama ve fon kullandırma faaliyetleri ile diğer bütün bankacılık işlemlerinde faizin kullanılmadığı, parasal işlemlerle mal ve hizmet hareketlerinin birbirine sıkı sıkıya bağlandığı, her para hareketinin mutlaka bir mal veya hizmete karşılık geldiği; gelirin kâr ve zarar ortaklığı esasına göre bölüşüldüğü finansal sistem.

Belirsizlik hali, bilinmezlik, meçhuliyet. 

Yapılamaz, gayr-ı meşru, dinen yasak, yapıldığında dinen dünyevi ya da uhrevi ceza olan şey. 

Katılım bankasının katılma hesaplarına fon kabul ettiği ilk gün, hesap sahibince yatırılan tutarın 100 olarak kabul edilen birim değere bölünmesi suretiyle, müteakip günlerde ise, para yatıran veya çeken kişiye ait hesap değerine, hesap sahibince yatırılan veya çekilen miktarın birim değere bölünmesi ile bulunacak tutarın, para yatırılmışsa eklenmesi, para çekilmişse çıkarılması suretiyle hesaplanan ve katılma hesabı sahiplerinin fon mevcuduna katılma oranını gösteren katsayıyı ifade eder.

Kiralama, menfaat satışı. Örneğin bir evin kullanım hakkının (menfaat) belli bir bedel karşılığı belli bir süreliğine başkasına devredilmesidir. İnsanların emeklerini kiralamaları da mümkündür. Bugün yapılan iş sözleşmeleri aslında icare akdidir.
İttifak etmek, görüş birliğine varmak. Hz. Peygamber'den sonraki bir çağda amelî (uygulamaya dayanan) bir meselenin şer'î (dini) hükmü üzerinde İslâm müçtehitlerinin birleşmesi.

Peşin bedelle satılan bir malın vadeli bedelle geri alınmasıdır. Yani 100.000 TL’ye peşin bedelle bir malı satıp aynı malı 48 ay vadeyle 120.000 TL bedelle geri almaktır. Vadeli bedelle alınan bir malın peşin bedelle geri satılması diye de tanımlanır. Örneğin 48 ay vadeyle 120.000 TL’ye satın alınan bir malın 100.000 TL’ye peşin geri satılmasıdır. Bu yolla nakit temin edilmektedir. Faiz haram olduğu için ticari işlem görüntüsü altında nakit temin edilmeye çalışılmaktadır. Bu işlem bir faiz hilesi olduğu için İslam alimlerinin çoğunluğu tarafından meşru görülmemiştir.

Belli bir vadede satış bedeliyle geri alma vadiyle satılan malı söz konusu vadeye kadar kiralamaktır. Yani peşin 150.000 TL’ye bir evi satıp, söz konusu evi 3 yıl sonra geri 150.000 TL’ye almayı vaat etmek ve bu 3 yıl için de evi yeni sahibinden belli bir bedelle kiralamaktır.

Teslim almak, tesellüm. Satın alınan bir malı teslim almak ve malın bedelini satıcıya vermektir. Kabz ikiye ayrılır: 
  1. Gerçek kabz malın el ile alınmasıdır. Market alışverişlerinde aldığımız malları gerçekten kabzetmiş oluruz. 
  2. Hükmi kabz ise satın aldığımız mal ya da sattığımız malın bedeli üzerinde tasarrufta bulunabilme imkanı elde etmemizdir. Bu durumda malı ya da bedelini elimize almamaktayız, ancak bunlar üzerinde tasarruf hakkı elde etmekteyiz. Örneğin sattığımız malın bedelinin banka hesabımıza kaydedilmesi ve satın aldığımız arsayı görmediğimiz halde tapusunu devralmamız böyledir.

Malın maliyeti ile fiyatı arasındaki fark. Kâr meşrudur. Alıcı aldatılmadığı sürece piyasa fiyatı esastır. Yani kârın belli bir oranda olması şartı yoktur.

Müşteri ile katılım bankası arasında Kâr ve Zarar Ortaklığı Yatırım Sözleşmesi çerçevesinde finansman ihtiyacı bulunan gerçek ve tüzel kişilerin tüm faaliyetlerinden veya belirli bir faaliyetinden veya belirli bir parti malın alım satımından doğacak kâr ve zarara katılmak üzere finansman sağlanması işlemidir. Sözleşmede tarafların kâr ve zarar katılım payları ile varsa teminatlar açıkça gösterilir.

Borç, para borcu, el borcu. Örneğin 100.000 TL borç vermek, 10 ton buğday borç vermek. Karz işlemi menfaat karşılığı olamaz. Örneğin 100.000 TL borç verip 120.000 TL isteyemeyeceğimiz gibi 100.000 TL verdiğimiz kişinin evinde bir yıl kirasız da oturamayız. Her ikisi de faiz sayılır.

Faizsiz borç vermek, borçtan gelir elde etmemek. Örneğin 100.000 TL borç verip yine 100.000 TL almak. Öte yandan, enflasyon farkını istemek meşrudur.

Katılım Endeksi, İMKB'de işlem gören ve Katılım Bankacılığı prensiplerine uygun hisse senetlerinden oluşan bir borsa endeksidir ~

Katılım bankaları nezdinde açtırılan gerçek ve tüzel kişilere ait özel cari hesap ve katılma hesaplarında yer alan parayı ifade eder.

Katılım bankalarına yatırılan fonların bu kurumlarca kullandırılmasından doğacak kâr veya zarara katılma sonucunu veren, karşılığında hesap sahibine önceden belirlenmiş herhangi bir getiri ödenmeyen ve anaparanın aynen geri ödenmesi garanti edilmeyen fonların oluşturduğu hesapları ifade eder. 

Katılma hesabı, hesap sahibi ile katılım bankasının emek sermaye ortaklığı yaparak açtıkları hesaptır. Bu hesaba yatırılan para bankaya emanettir. Banka bu parayı meşru yollarla işletecek ve elde edeceği kârı başlangıçta kârı hangi oranlarda paylaşacakları üzerindeki anlaşmaya göre hesap sahiplerine dağıtacaktır. Banka zarar ederse hesap sahipleri de zarara ortak olacaklardır. Çünkü bu hesaplar bankaya verilmiş borç değil, ortaklık sermayesidir. 

Katılma hesapları ile faizli banka vadeli hesapları arasında şu farklar bulunmaktadır: 
Klasik bankalar hem mevduat toplarken hem de topladığı mevduatı değerlendirirken “para borcu / karz” sözleşmesi yapar. Vadesiz hesap yoluyla topladıkları mevduata genellikle faiz ödemezler. Vadeli hesapları ise “faizli borç” sözleşmesine dayanır. Banka mevduat sahibine hangi vadede ne kadar faiz ödeyeceğini en baştan deklare eder. 

Buna göre klasik bankalara vadeli hesap açıldığında; 
  • Bankaya borç verilmiş olunur. 
  • Mevduat bankanın mülkiyetine geçmiştir. 
  • Bankanın mevduatı istediği gibi (faizli faizsiz enstrümanlarla) değerlendirme özgürlüğü vardır. 
  • Banka hesap sahiplerine kâr payı dağıtımı için belli dönemlerde kâr zarar hesabı yapmak zorunda değildir. 
  • Vadeli hesaplarda vade sonunda fazlalık alınacağı hesap açılırken kesindir. 
  • Alınacak fazlalığın miktarı hesap açılırken bellidir. 
  • Alınacak fazlalık bankanın kâr ya da zararına bağlı değildir. 

Katılım bankalarında ise fon toplanırken câri ya da katılma hesabı açılır. Câri hesaba yatırılan fonlar da “faizsiz borç” hükmündedir. Katılma hesapları ise mudârabe / emek sermaye ortaklığı sözleşmesine dayanır. Katılma hesabı sahibi “sermayedar”, katılım bankası “mudarip” sıfatını taşır. Kâr ve zarara ortaktırlar. 

Buna göre katılım bankasına katılma hesabı açıldığında; 
  • Bankaya borç değil sermaye verilmiş olur. Banka bu sermayeyi işletecektir. 
  • Banka fonu istediği gibi kullanamaz; meşru ve faizsiz alanlarda kullanmak zorundadır. 
  • Banka kâr zarar dağıtımı için sürekli hesap yapmak zorundadır. 
  • Katılma hesaplarında vade sonunda fazlalık alınacağı kesin değildir. Zarar ihtimali vardır. 
  • Dolayısıyla alınacak fazlalığın miktarı da hesap açılırken belli değildir. 
  • Alınacak fazlalık bankanın dönem içindeki kârına bağlıdır.
Kefalet, bir borcun ifası veya bir hakkın yerine getirilmesi hususunda kefilin zimmeti ile asıl borçlunun zimmetini birleştirmektir. Yani bir borcun ödenmesinde asıl borçlu ile kefil birlikte sorumludurlar. Buna göre kefil de (asıl borçlu ödemediği zaman) bir borcun ödenmesini üzerine alan kimsedir. 

İcare sukukunun Türkçe’sidir. Yani kira akdine (aslında istiğlal satışına) dayanan sukuk demektir. Şöyle ki bir varlığa sahip taraf, bu varlığı menkul kıymetleştirir ve üçüncü taraflara devreder. Ardından söz konusu varlık yeniden sukuk alıcılarından kiralanır. Belli bir vade sonunda sukuk bedelleri ödenerek varlık yeniden satın alınır. 

İşletmenin (Finansman Müşterisi) ihtiyaç duyduğu her türlü emtia, gayrimenkul ve hizmet bedellerinin katılım bankasınca işletme adına satıcıya ödenmesi ve bunun karşılığında işletmenin borçlandırılması işlemidir. Bir nevi işletme sermayesi İhtiyacının karşılanmasıdır.

Bir malın vadeli satımı ve vadeli satımda vade farkı uygulanması meşrudur. Ayrıca alım satım sözleşmelerinde tarafları anlaşmazlığa sürüklemeyen küçük belirsizlikler de caizdir. Katılım bankacılığında vadesinde ödenmeyen borçlar sorununu alıcı ve satıcıyı mağdur etmeden ve İslam hukukuna uygun bir usulle çözebilmenin yollarından biri satış sözleşmesinin liste fiyat üzerine yapılmasıdır. Bu tür sözleşmelerde malın peşin fiyatı ve bu fiyata uygulanacak günlük vade farkı bellidir. Müşteri mal bedelini istediği vadede ödeyebilir. Taraflar buna razıdır. Ancak müşteri malın bedelini hangi vadede öderse o kadar günlük vade farkı alınacaktır. Müşterinin bütün borcu tamamladığı tarihte malın nihaî bedeli sabitlenmiş olmaktadır. O zamana kadarki ödemeler bu nihaî bedele göre avans sayılmaktadır. 

 Katılım bankalarının hem normal murabahalarında hem de kredi kartı üzerinden yaptığı murabahalarda bu tür sözleşmeler yapılmaktadır. 

İlkesel olarak borçların vadesinde ödenmesi ve borcun vadesinde ödenmemesi sebebiyle alacaklının uğradığı fiili zararların tazmini gerekir. Bazı İslam hukukçuları vadesinde ödenmeyen borçlar sebebiyle alacaklının uğradığı muhtemel kâr kayıplarının da telafi edilmesi gerektiğini söylemişlerdir. Yani katılım bankasına borçlu olan bir şirket vadesinde borcunu ödemediği için katılım bankası söz konusu meblağı işletemediğinden bir kâr kaybı yaşamaktadır. Bu kâr kaybına sebep olan taraf bunu telafi etmek zorundadır. İşte buna mahrum kalınan kâr payı denilmektedir.

Terim olarak; bir taraftan sermaye, diğer taraftan işletme olmak üzere oluşturulan emek-sermaye ortaklığını ifade eder. Katılım bankalarında katılma hesapları böylesi bir ortaklığa dayanmaktadır. Mudarebe sözleşmelerinde ortakların kardan ne kadar pay alacakları aralarındaki anlaşmaya dayalıdır. Zarar ise aslında bütünüyle sermayedara aittir. İşletmeci ise emeğini yitirmiştir. Fakat işletmeci kasıt, kusur ve sözleşme şartlarına aykırı fiillerde bulunursa tazmin ile yükümlü tutulabilir. Katılım bankalarının katılma hesaplarında zarara katılması (en az kar oranının yarısı kadar) oluşan zararda mutlaka kusuru olduğu düşüncesine dayanmaktadır.

Mudarebe ortaklığında sermayeyi alıp, işletecek kişiye mudârip denir. İşletmeci. Katılma hesaplarında mudarip bankadır. Yani sermayedar ortaklarından aldığı sermayeyi işletecek olan taraftır.

Malın maliyetinin müşteriye bildirilmesi ve üzerine kâr eklenerek satılmasıdır. Yani müşteri satın aldığı mal sebebiyle satıcıya ne kadar kâr verdiğini bilmektedir. Bugün katılım bankalarının asıl para kazanma yöntemi murabahadır. Daha çok peşin alınan malın vadeli kârlı satımı şeklinde işlemektedir. Malın satıcıdan banka adına alınması sırasında, banka müşterisi bankayı vekaleten temsil etmektedir. Mal ile ilgili evrakların müşteri adına tanzim edilmesi ise İslam hukuku açısından önemsizdir. Katılım bankaları murabaha yapabilmek için;

  1. Ortada alınıp satılacak bir mal ya da hak var mı? Yoksa borç verip fazlasıyla tahsil edemez. Bkz. Faiz, Karz 
  2. Alınıp satılacak mal ya da hak satıma uygun mu? Yani mütekavvim mal mı? Bkz. Mütekavvim Mal 
  3. Alınıp satılacak mal taksitle satıma uygun mu? Paraların vadeli satımı kâr değil, faiz doğurur. Bkz. Faiz 
  4. Alıcı ile satıcı kendi aralarında sözleşme yapmışlar mı? Sözleşmesi bitmiş işlemlere katılım bankası dahil olamaz. Çünkü ortada alınıp satılacak mal kalmamış demektir. Bu sebeple faturası kesilmiş, sözleşmesi imzalanmış, ruhsatı/tapusu devrolmuş, peşinatı verilmiş işlemlere katılım bankası dahil olamaz. 
  5. İşlem sahte mi? Katılım bankası gerçek işlemlere yardımcı olabilir. Sahte işlemlerle finansman sağlamak isteyenlerle çalışamaz. 
Murabaha yapılmasına imkan sağlayan kredi kartı. Kredi kartı, bankaların nakit kredi vermelerini ve alım satımlarda alıcı ile satıcının arasına girebilmelerini temin eden pratik bir ödeme aracıdır. Katılım bankaları kredi kartı üzerinden nakit kredi vermezler. Nakit avans verirlerse buna faiz yansıtamazlar. Faizli bankalar hem nakit çekime izin verir hem de buna faiz yansıtır. Katılım bankaları kredi kartı sistemiyle alım satımlara iki şekilde dahil olabilir: kefalet yoluyla ve murabaha yoluyla. Kefalet yolu şöyle olur: Katılım bankası kart hamiline kefil olur. Kart hamili mal alır. Parasını ona kefaleten katılım bankası öder. Son ödeme tarihinde borcu aynıyla tahsil eder (charge card). Bu kartta taksitlendirme olmaz. Borç ödenmezse İslam hukukçularının gösterdiği yollardan biri uygulanabilir: Enflasyon farkı alınabilir, borç dövize-altına endekslenebilir, mahrum kalınan kar payı alınabilir, gecikme cezası alınabilir, gecikme cezası alınıp hayır işlerine harcanabilir. Murabaha yolu şöyle olur: Kart hamili, katılım bankasının vekilidir. Kredi kartıyla aldığı bütün mallar katılım bankası adına alınır. Kredi kartı POS cihazına girip izin talebinde bulununca katılım bankası kendi adına mal alımına izin verir. Alınan mallar katılım bankasından da akdi kâr oranı üzerinden liste fiyatla kart hamiline satılır. Bu işlem saniyeler içinde gerçekleşir. İslam hukukunda bu mümkündür. Buna göre kart hamili aldığı bütün malları katılım bankası adına almakta ve katılım bankasından da vadeli liste fiyat üzerinden satın almaktadır. Son ödeme tarihinde ödeme yaparsa vade farkı sıfırdır. Ödeme yapmaz, vade devam etsin isterse; ödeme yapacağı vadeye kadar vade farkı yansır. Mal satışından doğan vade farkı faiz değil meşru kârdır. Katılım bankası kredi kartı hem nakit çekim yaptırmaz hem de haram olan malların alım satımına aracı olmamak için önlemler almaya çalışır. 

Ziraat ortaklıklarıdır. Musakaatta bir taraf meyve ağaçlarını temin eder diğer taraf bunların bakımını üstlenir.

Ziraat ortaklıklarıdır. Muzaraa yönteminde, bir taraf sermaye olarak arazisini, diğer tarafta iş gücünü üstlenir. 

Sermaye ortaklığı, her iki tarafın da sermayeye katıldığı ortaklık. Bu ortaklıkta kâr anlaşmaya göre paylaşılır; ancak zarar sermayedeki hisseye göre dağıtılır.
Fiilen elde edilmiş olan ve İslâm'ın yararlanmayı mubah kıldığı her şey mütekavvim maldır. Gayrimenkuller, menkuller, yiyecekler vs. Gayri mütekavvim mal ise fiilen elde edilmemiş olan veya İslâm'a göre, zaruret hali dışında yararlanılması mübah olmayan şeylerdir. Sudaki balık, havadaki kuş, toprak altındaki madenler ve ormandaki av hayvanları gibi henüz elde edilmemiş şeyler örfen gayri mütekavvim maldır. Ayrıca şarap ve domuz eti müslümana göre mütekavvim mal değildir. Çünkü zaruret dışında bu ikisinden müslümanın yararlanması mübah değildir. Bunlar gayrimüslimlere göre ise mütekavvim maldır Mütekavvim mal üzerindeki satım, kira, hibe, icâre, rehin, vasiyet, ortaklık vb. akitler geçerli (sahih); gayri mütekavvim mal üzerindekiler ise batıl olur. Yine mütekavvim mal telef edilirse, mislî ise mislini, kıyemî ise kıymetini tâzmin etmek gerekir. Gayri mütekavvim mal, müslümana ait olursa tazmin yükümlülüğü bulunmaz. Yani bir müslümanın şarap fıçıları delinip içindeki mal telef edilse dinen tazmin sorumluluğu olmaz.

Hesap sahibi ile banka arasında kısmen borç kısmen emanet hükmü doğuran ve hesap sahibine herhangi bir gelir, faiz, zarar ihtimali doğurmayan hesaplardır. Bu hesaplara yatırılan paraların banka tarafından kullanımına izin verildiği ve bankanın bu paraları tazmin mükellefiyeti olduğu için bir açıdan hesaplardaki paralar bankaya verilmiş borç sayılır. Diğer açıdan ise bankanın paranın tamamını kullanamaması, hesap sahiplerine her an ödeme yapabilmek için hazırda para tutması, çok kısa zamanlar için cari hesapların kullanılabilmesi, internet üzerinden işlemlere imkan tanınması gibi sebeplerle emanet de sayılabilirler.

Faizsiz bankacılığın Türk hukukunda aldığı ilk ön addır. Türkiye’de 1983 yılında 83/7506 sayılı ve 16 Aralık 1983 tarihli kanun hükmünde kararname ile İslam bankalarının “Özel Finans Kurumları” adı ile kurulmasına izin verilmiştir. Kararnamenin birinci maddesi ÖFK’nın kuruluş, organ, faaliyet ve tasfiyesine ilişkin esasları belirleme yetkisini T.C. Merkez Bankası’nın görüşünü almak kaydıyla Başbakanlığa vermiştir. Başbakanlık Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı, tebliğin verdiği yetkiye dayanarak ÖFK‘nın faaliyete geçmesi için, gerekli beyannamenin içeriğinin belirlenmesi, cari hesaplara ilişkin düzenlemenin yapılması, kar ve zarara katılma hesaplarında toplanan fonların tabi olacağı esasların tespiti gibi konularda Merkez Bankası’nın yetkili olduğuna dair 25.12. 1984 tarihli Resmi Gazete’de Tebliğ yayınlanmıştır. ÖFK’lar 25 Şubat 1985’te hukuki statüsünü tamamlamıştır. Ancak, ÖFK’ların kuruluş ve faaliyetleri, 19 Aralık 1999 tarihine kadar 83/7506 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenmiştir. 1999’dan itibaren 4491 sayılı Kanun ile Özel Finans Kurumları 4389 Sayılı Bankalar Yasası’na tabii olmuşlardır. Tüm bu hukuki yapı ve gelişmelere Temmuz 2005 döneminde hazırlanan yasa tasarısının 5411 sayılı Bankacılık Kanunu olarak 19 Ekim 2005 tarihinde kabul edilmesi suretiyle 1 Kasım 2005 tarihli 25983 sayılı resmi gazete yayınlanması hukuki düzenlemelere ilişkin son noktayı koymuştur. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu 1 Ocak 2006 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiştir. Bu Kanun ile Özel Finans Kurumlarının adı Katılım Bankası olarak değiştirilmiş ve bu kuruluşlar tümüyle Bankacılık Kanunu kapsamına alınmışlardır.

Sermaye sahibi. Katılma hesabı sahipleri bankaya nispetle rabbü’l-mal sayılırlar. Banka ise mudariptir. 

Karşılıklı olarak para hükmündeki şeylerin alınıp satılmasıdır. TL, USD, EURO arasındaki alım satımlar sarf işlemi sayılırlar. Külçe ve gram altınlar da para sayıldığı için TL karşılığı külçe/gram altın alım satımı da sarf akdi sayılır. Sarf sözleşmeleri vadeli yapılamaz.

Para peşin mal veresiye satış. Satılan malın ölçü, tartı, çeşit vb. bütün nitelikleri hiçbir meçhul yön kalmayacak şekilde belirlenmeli; ayrıca malın teslim edileceği vade de bilinmelidir. Malın bedeli satım sözleşmesi anında satıcıya teslim edilmek zorundadır.

Malın bedeli.
Devletlerin ve anonim şirketlerin faiz karşılığı borçlanacakları finansal enstrümanlar vardır. Tahvil ve hazine bono bunlardan ikisidir. Böylece faiz geliri elde etmek isteyenlere de bir yatırım aracı sunulmuş olmaktadır. İslâmî finansta ise faizle borçlanmak zaruret hali dışında meşru değildir. Bu sebeple devletlerin ve İslâmî hassasiyet taşıyan büyük kuruluşların ticârî işlemler yoluyla nakit temin etmeleri ve faizsiz gelir elde etmek isteyenlere de bir yatırım aracı sunmak amacıyla sukuk ihracı gündeme gelmiştir. 

Sukuk ticari bir varlığın menkul kıymetleştirilerek sertifikalar aracılığıyla satımıdır. Bu sertifikalardan alanlar söz konusu varlığa ellerindeki sertifikalar oranında ortak olurlar. Dolayısıyla söz konusu varlığın geliri de onlara ait olur. En basit şekliyle böyle izah edebileceğimiz sukuk işlemlerinin farklı sözleşmeler (ortaklık, kira, murabaha, selem, istisna) için farklı usullerle kullanılabileceğini de ifade etmeliyiz. Uygulamada en fazla icare sukukuyla karşılaşılmaktadır. İcare sukuku şöyle işler:

  •  Varlık kiralama şirketi, sukuk ihraç eder. 
  •  Yatırımcılar parayı öder ve sukuk alırlar. 
  •  Kaynak kuruluş varlıklarını varlık kiralama şirketine satar. 
  •  Satış bedelini varlık kiralama şirketinden alır. 
  •  Varlık kiralama şirketi, kaynak kuruluştan aldığı varlıkları yine kaynak kuruluşa kiralar. 
  •  Dönemsel olarak kira alır. 
  •  Aldığı kirayı sukuk sahiplerine varlıktaki ortaklıklarına göre dağıtır. 
  •  Varlık kiralama şirketi, satın aldığı varlıkları, başlangıçta anlaşılan vadede kaynak kuruluşa geri  satar. 
  •  Varlıkların satış bedelini alır. 
  •  Aldığı tutarı sukuk sahiplerine dağıtır. 
İslami sigortacılık sisteminin diğer adıdır. Yardımlaşma, dayanışma, bağış ve ortaklık esasına dayanır. Ödenen primler sigorta şirketinin değil katılımcılarındır. Bu primlerle katılımcılara sigorta tazminatı ödenir. Ayrıca bu fonlar faizsiz yatırım alanlarında değerlendirilerek katılımcılar adına kâr sağlanır.

Vadeli bedelle alınan bir malın spot piyasada peşin satılmasıdır. Yani 48 vadeyle 120.000 TL’ye alınan bir arsanın peşin bedelle 100.000 TL’ye satılmasıdır. Eğer ikinci satış başta yapılan ön anlaşma ile ilk satıcıya olursa îne satışı gerçekleşir. Îne satışı meşru değilken teverruk meşrudur. Çünkü teverruk satışında alınıp satılan malın mülkiyeti satıcıdan tamamen farklı birisine geçmektedir. Bu geçiş gerçekten olup göstermelik değildir.

Kamu otoritesinin veya özel kuruluşların yurt içi veya yurt dışı üretimin artırılmasına yönelik olarak sübvansiyon, teknolojik destek, vergi indirimleri gibi çeşitli yollarla yapılabilen teşviklerdir.

Kapitalizmde vade farkı faiz olarak görülmekte ve vadeli satılan bir malın faturasında peşin fiyatla vade farkı ayrı ayrı gösterilerek, vade farkı ‘faiz’ olarak belirtilmektedir. Oysa fiyatı bastan ve kesin olarak belirlemek şartıyla, bir malın vade sebebiyle daha yüksek fiyattan satılması caiz olup, bu vade farkı İslâm’a göre faiz değildir. Çünkü mal ile para arasında faiz ilişkisi doğuracak bir bağ yoktur. Fakat vadeli satılan bir malın borcu vadesinde ödenmediği takdirde, bu borca uygulanacak vade farkı tam anlamıyla faizdir. Çünkü artık mal-para değil, para-para ilişkisi vardır ve bugünkü borç para ile gelecekte ödenecek para arasında, ‘Bu bundan daha fazla veya az’ demeyi mümkün kılacak bir faiz bağı kurulmuş olur.

Korunmak üzere emanet bırakılan şey. Mevduat kelimesi ile aynı kökten gelmektedir. 

Belli bir vadede satış bedeliyle geri alma vadiyle mal satmak. Yani 150.000 TL peşin bedelle satılan bir malı 3 yıl sonra 150.000 Tl bedelle geri alma vadinde bulunmaktır. Bunun satış mı rehinli borç mu olduğu tartışmalıdır. Mecelle satış değil borçtur demektedir.

Wakala, acentelik sözleşmesidir ve genellikle uzmanlık ücreti içermektedir. Genel olarak büyük depo hesapları için kullanılmaktadır. Kişi/kurum yatırım yapılan sermayeye sahiptir ve başka bir kurumu acente olarak atar ve uzmanlık ücreti öder.

© Copyright 2016, Tüm hakları saklıdır