ANASAYFATKBB HAKKINDASIKÇA SORULAN SORULARMEVZUATGÖRÜNTÜLÜ VE SESLİ YAYINLAR
09.09.2010 Perşembe
 
MESLEKİ DÜZENLEMELER
MÜŞTERİ ŞİKAYETLERİ HEYETİ
ETİK KOMİSYONU
ÇALIŞMA KOMİTELERİ
İSTATİSTİKLER
SUNUMLAR
EĞİTİM VE KONFERANSLAR
KÜTÜPHANE
ÖNEMLİ LİNKLER
 
AKADEMİK ÇALIŞMALAR
 
KATILIM BANKACILIĞI SÖZLÜĞÜ
 
VERİ YAYIMLAMA TAKVİMİ
 

ANASAYFA arrow HABERLER arrow 'Dövizden uzak durun'
Yazdır
'Dövizden uzak durun'

Türkiye, global finansal krizin etkisiyle 2009 yılında %6 civarında bir küçülme yaşadı.

Buna karşılık katılım bankaları, geçen yıl fonlarını yüzde 40 oranında artırdı, kar patlaması yaptı. Türkiye Katılım Bankaları Birliği Genel Sekreteri Osman Akyüz, Türk ekonomisinin analizini ve sektörün performansını Haber1 Genel Yayın Yönetmeni Dr. Kazım Kılınç'a anlattı.

- Sayın Akyüz, reel sektör 2009 yılını epey sarsılmış olarak geride bıraktı. Büyüme hızı ciddi olarak geriledi. Ama genelde bankacılık sektörü, özelde ise katılım bankaları 2009’u epey başarılı geçirdi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Akyüz - Katılım bankaları olarak biz 2009 yılını iyi geçirdik diyebiliriz. 2009 yılında topladığımız fonlar yüzde 40 büyüme sağladı. Aktif büyümemiz de yüzde 31 oldu. Beklediğimizin üzerinde büyümeyle 2009 yılını tamamladık.

- Dünyada yaşanan kriz Türkiye’de reel sektörü olumsuz etkiledi. Bütün bunlara rağmen katılım bankalarının ciddi bir performans göstermesini neye bağlıyorsunuz? Bunu nasıl başardınız?

Akyüz- Bunun sebebi, bankacılık sektörünün genelde sağlam bir mali yapıya sahip olması sayesinde, hem mevduat hem de katılım bankaları iyi bir performans sergilediler. Katılım bankaları hakikaten iyi bir büyüme gerçekleştirdi. Özellikle de fon büyüklüğü açısından. Yüzde 40’lara varan bir büyüme sağlandı. Bunun esas sebebi katılım bankalarının, katılım hesaplarına sağlamış oldukları yüksek oranlı getirilerdir.

- Fakat kredilerin plasmanında aynı performansı göremedik. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Akyüz- Evet kullandırdığımız krediler yüzde 26’lık bir büyüme sağladı. Kredilerde, yani fon kullandırmada bu büyümenin finansmana tam olarak yansıtıldığını söyleyemiyoruz. Bunun sebebi reel sektörde finansman talebindeki daralmadır. Ekonomideki mal ve hizmet akışındaki büzülme, bu finansman hacminin toplanan fona paralel artmasını sağlayamadı.

- Yani yatırımcılar talebi kıstı, talep kısılınca da kredi talebi azaldı. Dolayısıyla siz de fon toplamanıza rağmen finanse edemediniz.

Akyüz- Aynen öyle. 2009 yılında kredi tahsisindeki daralmanın sebebi kredi talebindeki, yani iç ve dış talepteki daralmadır.

- Katılım bankacılığı sektörüne bunun maliyeti nasıl yansıdı?

Akyüz- Bu durum tabii olarak karlılığı olumsuz etkiledi. Hem bize fonlarını emanet eden tasarruf sahibinin yatırdığı paraya düşen kar nispetlerini olumsuz etkiledi,hem de bankaların karlılıklarını olumsuz etkiledi. Özellikle 2009 yılının ikinci yarısında bu, hesaplarımıza olumsuzluk olarak yansıdı.

- Kredilerin geri dönüşümünde bir sorun yaşandı mı?
Akyüz- Talep daralması kredilerde nispi bir sorunun yaşanmasını getirdi. Burada BDDK’nın aldığı tedbirlerle bu süreci bankalarımız kolay geçtiler. Özellikle karşılıklar yönetmeliğinde ödeme güçlüğüne düşen kurumlara yeniden yapılandırma imkanının da getirilmiş olması batak kredilerdeki sorunu aşağı çekti. Şu anda toplam sektördeki tahsili geciken alacak nisbeti %5,2’dir ki bu çok makuldür.

- Katılım bankalarında durum nedir?

Akyüz- Katılım bankalarında da durum aşağı yukarı o seviyelerde. Yani çok farklı değil.

- Rakamlarla anlatırsak ortaya çıkan tablo nedir?

Akyüz - Şu anda 2009 yılının sonuç hesapları belli değil, fakat genele bakarsak krediye dönüşememe bizim katılım bankalarının karlılığını olumsuz etkileyecektir. Bu, 2009 yılında katılım bankaları para kazanmadı anlamında değil. Kredi talebinin daralmış olması, kredi piyasalarının yeterince canlılık göstermemiş olması elimizdeki fonları değerlendirme açısından bir eksiklik oluşturdu.

- Şubeleşme ve istihdam bakımından nasıl gelişme yaşandı?
Akyüz- 2009 yılında şubeleşmemiz devam etti. Fakat 2008’e göre bir yavaşlama var. O da piyasa şartlarıyla alakalı. 530 olan şube sayımız 558’e çıktı. Burada yüzde 5’lik bir artış var. Personel sayısı olarak da 11 binden 12 bine yaklaşıldı.

-Türkiye kriz yaşadı 2009 yılında, fakat katılım bankaları kaynak bulma konusunda arayışlar içindeydi. Bu anlamda katılım bankalarının rolü ne oldu? Ne gibi çalışmalar var?
Akyüz- 2009 yılında Türkiye iç ve dış yükümlülüklerini sorunsuz geçirmiş oldu. Yani ödemeler sisteminde, borç ödemede Türkiye çok ciddi bir sorunla karşılaşmadı. Özelikle de finansman temini konusunda. Biz katılım bankaları olarak eskiden olduğu gibi finansman temininde hem dış hem de iç finansman kaynaklarından tedarik sorunu yaşamadık. Elimizdeki fonları krediye dönüştürmede zorlandık. Bunun sebebi de ekonomideki daralmadır. 2009’da ekonomide yüzde 6’lık bir küçülme ile neticelenecek, büyüme açısından baktığımızda o bizim kredi faaliyetimize de yansımış durumdadır. Sadece kredilendirmede bazı noksanlıklarımız olmuştur.

- 2009 yılında katılım bankalarının dış kaynaklı finansman miktarı ne kadar oldu?

Akyüz-Katılım bankaları eskiden olduğu gibi hem iç hem de dış piyasadan finansman temin ediyor, 2009 yılında da bu süreç devam etti, fakat kredi talebindeki zayıflama sonucunda oradaki hacimler de düştü. Bu da doğaldır. Talep olmadan finansman arzı olmaz.

- Dubai bir kriz haberiyle gündeme geldi. Siz gayri menkul sektöründe yaşanan bu sorunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Katılım bankalarına etkisi ne oldu?

Akyüz- Dubai’de yaşanan sorunlar, hiçbir şekilde Türkiye’yi özelde de katılım bankalarını etkileyen bir durum olmadı, olmayacaktır da. Çok önemli miktarda Dubai’de gayri menkule yatırım yapılmıştır, onun ödeme sistemlerinde, finansmanında bazı sorunlar ortaya çıktı. Abu Dabi’nin sağladığı finansmanla vadesi gelecek olan kredilerin yeniden yapılandırılmasıyla, yani her halde çözüm sürecine sokuldu. Bizimle uzaktan yakından alakalı bir durum değil.

Faizsiz bankacılık dünyanın da ilgisini çekiyor

- Global krizle birlikte batılı sermaye piyasalarının gündemine faizsiz bankacılık sistemi çok daha yoğun şekilde yer almaya başladı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Akyüz- Faizsiz bankacılık, İslam bankacılığı, bizim özelimizde katılım bankacılığı dünyada hakikaten son yıllarda bir popülarite kazandı. Bu artarak devam ediyor. Bu sektör her yıl %15-20’lik bir büyüme sağlıyor. Bu kriz sürecinde de sağlamlık testinden geçtiğini, herhangi bir sıkıntının yaşanmadığını, bu tür bankaların krize dayanıklılık gösterdiğini, dolayısıyla birebir finans hizmeti sunduklarını, reel sektörlerle iç içe olduklarını, netice itibariyle de bu kriz sürecini iyi yönettiklerini gösterdiler. Başarılılar. Sistem dışı kalma sorunu yaşanmamıştır. Batıda, orta doğuda, körfez bölgesinde ve uzak doğuda faizsiz bankacılık hızla büyüyor. İlgi artıyor. Bu konuda özellikle Londra bir finansal merkez olma iddiasında. Dünyada bu tür faizsiz finansman kurumlarının ulaştığı boyut aktif toplamı da 1 trilyon dolar seviyesine gelmiş ki, bu da hiç yadsınamaz bir büyüklüktür. Gelecek vaat ediyor. Almanya’da Fransa’da, Çin’de, Japonya’da faizsiz finans ürünlerine ve özellikle de sukuk dediğimiz menkul kıymetlere büyük bir ilgi var.

-Türkiye hem doğulu hem de batılı bir ülke. Hem Müslüman ülke, hem de kapitalist ülkelerle yakın ilişkiler içinde. Katılım bankacılığı sektöründe da Türkiye, en ileri alt yapıya sahip ülkelerden biri. İstanbul, dünya finansal piyasalarında Londra’ya rakip olabilir mi? Bunun için neler yapılmalı?

Akyüz- Türkiye’de özelde İstanbul’un finans merkezi olma konusunda hükümetimizin bir ilanı var. Bu stratejinin esas amacı kısa sürede bölgesel finans merkezi uzun vadede de küresel bir finans merkezi yapma hedefi var. Bu süreçte İstanbul’un böyle bir gücünün olabileceğini, özellikle faizsiz bankacılık konusunda Türkiye’nin çok hızlı bir mesafe kazanabileceğini düşünüyoruz. Batıda yani özellikle Londra’da faizsiz finans konusunda çok ciddi çalışmaların olduğunu ve bu çalışmaları bizzat gözlemlemiş bir kişi olarak söylemek istiyorum, orada bu işin alt yapısı kurulmuş, mevzuat yapısı yerine getirilmiş, şu anda Londra’da faaliyet gösteren 5 tane faizsiz banka var. İstanbul’un finansal merkez olma konusunda çok ciddi bir şansının olduğu, özelde de faizsiz bankacılığın İstanbul’u finansal merkez yapma konusunda alt sektör olarak çok ciddi bir potansiyeli barındırdığını görüyoruz. Körfez bölgesine çok yakın olmamız, özellikle Türki cumhuriyetleriyle yakın ilişkilerimizin olması, komşularımızla ekonomik bağlarımızın olması burada Türkiye’yi şanslı bir konuma taşıyor.

Şimdi hedef Türk cumhuriyetleri

- Türk cumhuriyetleriyle ilgili çalışmalar var mı?


Akyüz- Bu konuya müspet bakıyoruz. Özellikle Kazakistan katılım bankaları konusundaki mevzuatı yeniden düzenledi. Bugün Kazakistan’da isteyen bir yatırımcı faizsiz bir banka açabilir konuma geldi. Benzer bir çalışmanın Azerbaycan’da da olduğunu biliyoruz. O ülkelerde de bu tür bankacılığın gelecekte zemin bulacağına inanıyoruz. Bu zemin bulma tabi bizim ülkemizdeki bankalarla da sinerji oluşturacak diye düşünüyoruz.

- İMKB, katılım bankacılığı ruhuna paralel giden bir piyasa. Bu anlamda faizsiz konuların geniş kitlelere yayılması bakımından yapılması gerekenler neler olabilir?

Akyüz- Türkiye’de faizsiz bankacılığın 25 yıllık bir geçmişi var. 25 yıl önce kuruldu, hem de fiilen kendi kurallarıyla var olabildi. Bu bankacılık türü işler durumda ve klasik bankacılığı da tamamlar durumda. Para kazanan, her yıl yüzde 30-35 büyüyen bir sektör. Bankacılık sektöründen çok ciddi bir pay alma konumuna geliyor. Burada da mevduat bankalarının, kalkınma bankalarının payından değil daha çok sektörü büyüterek, geliştirerek uluslararası katılım sağlayarak bu payı büyütme gayretinde. Sadece 2009 yılında katılım bankalarının her kalemde büyümesini 1 puan artırdığını görüyoruz sistemde. Dolayısıyla bu sistemin büyüyeceğine, Türk finansal sistemine ciddi katkılar getireceğine inanıyoruz. Türkiye’de bankacılık sistemiyle tanışmamış milyonlarca insanımız var. Kayıt dışını kayıt altına alma, bankacılığı insanlara tanıtma konusunda gidilecek çok yol var. Burada da katılım bankaları hakikaten mali sistemimize ciddi katkılar sağlayacak, inşallah ekonomik büyümeyle birlikte bu katkı da artarak devam edecek.

2009 yılı kötü geçmedi

-2009 yılının genel ekonomik açıdan değerlendirmesini yapar mısınız

Akyüz- 2009 yılını Türkiye çok kötü geçirmedi. Yani iyi geçirdiğine ben inanıyorum. Dünyada çok ciddi bir finansal kriz, arkasından reel ekonomiye yansıyan kriz gözlemliyoruz. Bütün ülkeler bu finansal krizden olumsuz etkilendi. Bütün dünya ekonomilerinde ciddi daralmalar oldu. Türkiye bu süreci 2008 yılının eylül ayından itibaren çok ciddi yaşadı. Biz bu dönemi çok ciddi sarsıntılar geçirmeden tamamlamak üzereyiz. Artık 2009 yılının son çeyreğinde ekonomilerde büyüme süreci de başladı. 2010’da 2011’de tahmin ediyorum bu krizin etkilerini üzerinden atacaklar. Türkiye’de hakikaten bu krizi iyi idare etti. Ekonomi yönetimi, başlangıçta biraz geç kalındı söylemleri olsa bile, sonradan ciddi ve yerinde tedbirlerle bu sıkıntıları iyi idare etti. Sistemde bir sorunla karşılaşılmadı. Faiz nispetlerinde kurlarda istikrar gözlemledik. Enflasyon değerlerinde istikrar gözlemledik. Ancak, büyümede eksi rakamlar gördük, bu da tabi ülkenin işsizlik rakamlarını kötüleştirdi. Onun dışında genel sistem olarak Türkiye istikrar sürecini yakaladı diyebiliriz.

2010 daha iyi olacak

- 2010 yılı beklentileriniz neler? Sizce artık kötü günler geride kaldı diyebilir miyiz?

Akyüz- Ben 2010 yılının 2009 yılına göre daha iyi olacağını, ekonomide büyüme sürecine girileceğini, hedeflenen yüzde 3.5’lik büyümenin üzerine çıkılacağını umuyorum ve bekliyorum. Çünkü batıda özellikle Amerika’da krizle ilgili ciddi tedbirler alındı. Önemli miktarda da emisyon yapıldı. Bu ekonomilere yansıyacak. Dolar dünya parası olduğu için bütün ülkelere bu dolar bir şekilde uğrayacak, ülkelere yayılacak. Dünyadaki bu emisyon genişlemesinden Türkiye’nin de gelişen bir ekonomi olarak istifade edeceğine inanıyorum. Türkiye kendi programını kendi kendine dizayn etti. Orta vadeli programını birkaç ay önce açıkladı ve bu programa da bugüne kadar sadık kalıyor. Bu da tabi Türkiye’yi uluslar arası arenada güvenli yapıyor. Bu da zaten uluslar arası derecelendirme kuruluşları vasıtasıyla bizim derecelendirme notlarımıza yansıdı. Hatta IMF ile bir anlaşma yapsın mı yapmasın mı tartışmaları var. ‘Yapmasın’ diyenlerin sesi son zamanlarda çok daha yüksek çıkar oldu. Yapmasına gerek yok, Türkiye’nin IMF ile anlaşma yapması acaba bir sıhhat açısından problem mi var gibi yaklaşımlar var, bu aslında çok olumlu bir şey. Türkiye IMF’ye muhtaç konumda gözükmüyor. Eğer çok uygun koşullarda IMF’den finansman alınacaksa anlaşma imzalanacak ama uygun koşullarda finansman alamayacaksa Türkiye ben IMF ile anlaşmıyorum, uluslar arası sistemden zaten yeterince finansman kolaylıkla buluyorum, çıkardığım tahvilleri 30-40 yıl vadeli satabiliyorum diyebilir, biliyorsunuz Türkiye 30 yıl vadeli tahvil sattı. Burada IMF ile bir anlaşmamız yoktu. Ben şunu söylüyorum; orta vadeli bir program Türkiye’nin olmazsa olmaz bir program olarak ortaya konmuştur. Asgari şartları belirlemiştir. 2010 yılında Türkiye’nin bunun da üzerinde bir performans göstereceğine inanıyorum. Göstermesi gerektiğine de inanmamız, o yönde de hadiseye müspet yaklaşmamız lazım. Türkiye bu bölgede çok önemli bir güç konumuna geldi ve bundan da istifade edilmeli.

Dövizden uzak durun

- Bireysel ve kurumsal yatırımcılara ne gibi tavsiyelerde bulunacaksınız?

Akyüz- Şimdi tasarrufu olup da kendisi onunla bir girişim yapamıyorsa bunu bir yatırım aracında değerlendirmeyi düşünen insan için ben bugüne kadar olduğu gibi bugünden itibaren de Türk lirası enstrümanlara yatırımı öneriyorum. Döviz yatırımının doğru olmadığı kanaatindeyim. Yani şu konjonktürde Türkiye’de dövize yatırım yapmamızın doğru olmadığını, hem para kaybedeceğimiz için doğru olmadığını hem de ülkemizin finansman hizmetine Türk lirası vasıtasıyla daha ciddi katkı sağlayabileceğimiz açısından onu öneriyorum. Dövize yatırım bu güne kadar kazandırmadı bundan sonra da kazandırmayacaktır. Yabancılar Türkiye’ye geliyorlar dövizlerini bozduruyorlar ve Türk lirası yatırımı yapıyorlar. Bizim de onu yapmamız lazım. Onlar bu işi bizden daha iyi biliyorlar. Para kazanmanın yollarını daha iyi biliyorlar. Onları takip edersek daha iyi para kazanabiliriz. Yatırımcı açısından öz varlığının yanında mutlaka kredi mekanizmasına yatırım kredisi anlamında işletme kredisi anlamında kredi mekanizmasının da kullanması gerektiği, bu fırsatları da değerlendirmesi gerektiği kanaatindeyim.

 
< Önceki   Sonraki >

HABERLER

1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   Sonraki   >>>

   ÜYELERİMİZ     |     ŞUBELER

 

HABERLER


Sitede yer alan PDF dokümanları görüntüleyebilmek için bilgisayarınızda Adobe Reader programının yüklü olması gerekmektedir.