Sedat Yılmaz - Katılım sektörü elindeki gücün ne kadar farkında? - 17.06.2018 - Yeni Akit

Son iki günde kaleme aldığım "altın" konusuna önemine binâen bugün de devam etmek istiyorum.

 Dış kaynağa bağımlılığı azaltma yolunda çalışmalar yapan Türkiye, reel ekonomiye finans sağlamada, altına ve altına dayalı finans ürünlerine ciddi şekilde el attı... Bunun için katılım bankalarına oldukça güveniyor ve özellikle ülkedeki yaklaşık 3 bin tonluk yastık altı altın kapasitesine ulaşma konusunda katılım sektörü üzerine politikalar üretiyor.

 Evet, küresel ekonominin klasik sistemleri duvara dayanmanın arefesinde. Devletlerde buna karşılık merkez bankaları kanalıyla bir altın toplama yarışında. Ülkemiz de farklı bir yolda değil. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) altın rezervlerini gerek ithal ve gerekse hurda şeklinde sürekli yükseltme eğiliminde. Diğer taraftan da altın toplama konusunda Türkiye Katılım Bankaları Birliği (TKBB) üyelerine geniş yetkiler tanıyor. 

TKBB'nin elbette bir kuruluş amacı var ama bugün asıl hedefi, ülkenin ekonomi ve bilhassa üretim ekonomisine destek vermek... Yani bugün "katılım"daki büyüme potansiyeli doğrultusunda ekonomik büyümeye reel katkı sağlamak TKBB'nin gerçek amacı olmuş durumda... 
Bankacılık sistemi içinde hâlen yüzde 5 büyüklüğe sahip katılım bankalarının 2025 yılı hedefi yüzde 15... Demem o ki, "katılım sektörü" önümüzdeki 7 sene içinde Türkiye ekonomisine en az yüzde 10 daha fazla katkı vermeyi öngörüyor. 

Nasıl mı? Şöyle... Türkiye ekonomisinin yüzde 99'unu oluşturan KOBİ'lere oransal olarak en büyük desteği veren katılım bankaları... Bu gerçek 2017 yılında daha net ortaya çıktı. Geçen yıl bütün bankaların KOBİ'lere yönelik nakdi kredileri yüzde 25 büyürken katılım bankalarında bu oran yüzde 35 seviyelerinde gerçekleşti. Bilhassa katma değeri yüksek, teknoloji temelli ürünler yapan KOBİ'lere daha fazla katkı sağlanması, katılım bankalarının ekonomiye ne kadar hassas yaklaştığının diğer bir göstergesi... 

Bizim gibi gelişmekte olan ekonomilerin sürdürülebilir büyümeleri yakalayabilmesinin yolu, bugün portföy veya doğrudan yabancı sermayeden geçiyor. Türkiye'de dolarizasyon çok yüksek seviyede. Bu durumun sürdürülebilirliği ve ekonomiyi dış kaynak üzerine yüklemenin yanlışlığı her geçen gün daha fazla sorgulanıyor... 

İşte iki günden bu yana bahsettiğim altını bir emtia değil de finans aracı olarak kullanma konusunda katılım bankalarının gayretlerini tebrik ediyorum. Diğer taraftan Hükümetin ekonomi politikalarında "katılım"ın önünü açarak sürdürülebilir reel büyümeye odaklanma eğilimini de takdirle karşılıyorum. 
Malumunuz, İstanbul Uluslar arası Finans Merkezi (İFM) hedefi doğrultusunda sektörün tepe yapılanmasını ihtiva eden TKBB'ye bağlı Faizsiz Finans Koordinasyon Kurulu ve Danışma Kurulu çalışmalarını sürdürüyor. İFM programı içinde "Katılım Bankacılığı ve Faizsiz Finans Sistemi'nin Geliştirilmesi" de öncelikler arasında. 

Mesela kira sertifikası (sukuk) halkın yatırım tercihi açısından buna en güzel örnek... Kira sertifikaları ihracı 2017 yılında oldukça ilgi görmüş... Katılım bankalarının ihraçlarına bakılırsa sukuka 2018 yılında da ilgi giderek artıyor. 
Şüphe bu ya, burada katılım bankalarının altın işlemleri, faiz karıştırılmadan ekonomiye nasıl entegre ediliyor, diye sorulabilir... 

Aslında çok basit... İslam hukuku, altın mübadelelerinde (gümüş de aynı kategoride) işlemlerin faiz oluşturmaması için bazı kurallar getirmiş... İslam hukukunda, altın ve gümüş, ziynet veya takı, külçe veya hurda olsun para olarak işlem görüyor. Devletler tarafından bastırılan ve satın alma gücü olan değerler de para olarak kabul ediliyor. 

Ancak İslam hukukunda altın ve gümüş kendi cinsiyle alışverişi yapılacaksa bedellerin peşin olarak karşılıklı teslimi şart... Gerçek para sayılan altın ve gümüş ile para hükmünde olan döviz türlerinin vadeli olarak alınıp satılması yasak... Yine aynı cins para ticaretinde peşin şartına ek olarak eşitlik şartı da gerekiyor. 

Türkiye'deki altına bağlı kira sertifikasını İslam hukuku ölçeğinde değerlendirdiğimizde fotoğraf şu... Hazine Müsteşarlığı Varlık Kiralama Anonim Şirketi yurt içi veya yurt dışı piyasalara ihraç ettiği kira sertifikalarında icara modelini uyguluyor. 

Söz konusu modelde altın, tıpkı Türk Lirası veya döviz gibi ödeme aracı konumunda... Kira sertifikası ihracı kapsamında kullanılacak taşınmazların Varlık Kiralama Şirketi'ne satış yoluyla devri, şirketin yatırımcılardan Altına Dayalı Kira Sertifikası (ADKS) ihracı aracılığıyla topladığı fiziki altınlarla finanse ediliyor. Şirketin devraldığı taşınmazlardan elde ettiği kira geliri de, belirli dönemlerde kira sertifikası sahiplerine payları oranında Türk Lirası olarak aktarılıyor. 

Bitmedi... Kira sertifikasında yazılı vade sonunda Hazine Müsteşarlığı na bağlı şirket, sahip olduğu taşınmazı geri satarak elde ettiği satış bedelini kira sertifikası sahiplerine fiziki altın olarak geri ödüyor. Böylece işlem sona eriyor... Artık sektörde son düzenlemeler ve halkın faiz hassasiyeti avantajıyla katılım bankalarının diğer geleneksel bankalara göre kira sertifikasına benzer ürünler üretme imkanları oldukça yüksek. 

Demek istediğim katılım sektörü ülkeyi dış kaynağa muhtaç etmeyecek kadar bir potansiyele ve bu potansiyeli kullandırmaya yetecek kadar bir güce sahip...


© Copyright 2016, Tüm hakları saklıdır