Muzaffer DELİGÖZ - Arap sermayesi Türkiye’ye nasıl çekilebilir? - 02/11/2003 - Zaman

Muzaffer Deligöz

02/11/2003 - Zaman

11 Eylül’de İkiz Kuleler’e yapılan saldırı sonrasında meydana gelen hadiseler Amerikalılar kadar Araplar için de büyük zararlara sebep oldu. Bu hadiselerin ardından ABD’nin Irak’a saldırması ve Irak’ın işgali buna tuz–biber ekti.

ABD ve Avrupa’da Araplara ait 1 trilyon dolar civarında bir sermaye bulunuyor. ABD’de Araplara yönelik sermaye kısıtlamalarının meydana gelmesi, “Arap sermayesi”nin ülkeden kaçışını hızlandırdı. Araplara karşı alınan mali kısıtlamalar Avrupa’da da devam ediyor. Mesela, Almanya’da yayımlanan “Die Welt” gazetesinin haberine göre; hükümet şüpheli 160 kişi ya da kuruluşun banka hesaplarını dondurdu. Gazete, Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı Alfred Tacke’nin açıklamalarına dayanarak verdiği haberde, bu hesaplarda yaklaşık 600 milyon Euro yattığını yazıyor.

Dünyanın 50 ülkesinde bulunan 200 civarındaki “faizsiz banka”nın kontrol ettiği para toplamı 250 milyar dolar olmasına karşın, ABD’de bulunan “Arap sermayesi” 1 trilyon dolar civarında. Bunun yorumunu size bırakıyoruz.

Kaçan “Arap sermayesi”nden Japonya, Ürdün ve Lübnan’a aktarılan miktarın 500 milyar doları bulduğu söyleniyor. Özellikle 11 Eylül olaylarından sonra “Arap sermayesi”nin Lübnan’da artış gösterdiğine şahit olundu. Lübnan’a yatırım yapan Arap ülkeleri arasında Suudi Arabistan % 54 ile birinci olurken, BAE % 29, Kuveyt % 15 ve Suriye % 2 pay aldı.

1986 yılında Türkiye’deki Arap sermaye şirketlerinin sayısı 67, Türkiye’deki yabancı sermaye içinde Arap sermayesinin payı % 16 idi. Arap sermayeli firma sayısı 5 yılda % 857 artış gösterdi.

Büyük şirketlerimizdeki yabancı ortaklıkların payının küçümsenmeyecek bir oranda olduğu ortaya çıktı. İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) “Türkiye’nin 500 Büyük Kuruluşu” arasına giren şirketlerin 136 tanesinde yabancı ortaklığı bulunuyor.

Bugün, “Arap sermayesi”nin yeni yatırım yerleri araması Türkiye için büyük bir fırsata dönüştürülebilir. Bu konudaki fikirler şöyle:

Körfez sermayesini yakından tanıyan özel finans kurumlarının temsilcilerine göre; “Türkiye bu paradan 80 milyar dolarlık bir pay alabilir.”

MÜSİAD Başkan Yardımcısı Ömer Bolat’a göre; “Araplarla tanıtım çalışmalarına girmek zorundayız.”

Anadolu Finans Genel Müdürü Yunus Nacar; “gerekli güven ortamının sağlanması halinde bu sermayenin Türkiye’de özellikle gayrimenkul, sermaye ortaklığı, altyapı ve turizm alanlarında yatırıma yönelebileceğini ” söylüyor. Nacar, “Türkiye’nin ekonomik büyüme hızı ikiye katlanır, işsizlik sorunu çözülür.” diyor.

Hükümet ne düşünüyor?

“Tahkim” ve “Doğrudan Yabancı Yatırımlar Yasası” kabul edildi. Bu yasalar ile, uluslararası standartlarda yatırım ortamının sağlanması hedefleniyor. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın söylediğine göre; hükümet, ABD piyasasından kaçan 800 milyar dolarlık Arap sermayesini çekmek için yatırım araçları hazırladı. “Arap sermayesi” umudunu son olarak Devlet Bakanı Ali Babacan da yansıttı ve “Körfez ülkelerine cazip gelecek enstrümanlar hazırlıyoruz.” dedi. Unakıtan, Körfez ülkelerine yaptığı ziyarette, Arap sermayedarlarını özelleştirilecek kuruluşlara talip olmaya ve çıkarılacak hisse senedine çevrilebilir tahvilleri almaya çağırdı. Ayrıca Hazine Müsteşarlığı, yabancı yatırımlar için hedefler belirledi. Bilişim, gıda, kimya, ilaç, otomotiv yan sanayii öncelikli sektörler kabul edildi.

Hükümetin yürüttüğü çalışmalardan biri de, Eurobond’lar gibi Körfez bond’ların çıkarılması ve bu yolla Hazine’nin zengin Körfez ülkelerinden borçlanabileceği bir fon sisteminin kurulması. Malezya’nın bu şekilde 600 milyon dolarlık devlet tahvili sattığını kaydeden yetkililer, “Bunu Türkiye neden yapmasın?..” diyor.

Arap sermayesi nasıl çekilebilir?

Hükümet “Arap sermayesi”ni özelleştirilecek kuruluşlara talip olmaya ve çıkarılacak hisse senedine çevrilebilir tahvilleri almaya çağırıyor. Ayrıca, Körfez bond’ların çıkarılması ve bu yolla Hazine’nin zengin Körfez ülkelerinden borçlanabileceği bir fon sisteminin kurulmasını hedefliyor.

“Arap sermayesi”nin Türkiye’ye şirket ortaklığı şeklinde gelmesinin daha yararlı olacağı görüşünü savunanlar; “Hem şirketlerimizi güçlendirmiş oluruz, doğrudan yatırıma çekmiş oluruz, hem de üretilen ürünlerin Arap ülkelerinde rahat pazarlanmasını sağlayarak ticaret kapasitemizi artırırız.” diyorlar.

Dünyada “high net worth individiual” denilen varlıklı bireylerin servetleri 30 trilyon doları aşıyor. Bu muazzam meblağın sadece komşu ülkelerdeki kısmının küçük bir bölümü bile Türkiye’ye nefes aldırabilecek bir kaynaktır.

“Arap sermayesi”nin ülkelere yönlendirilmesi, bu konuda çalışan finans firmaları tarafından gerçekleştiriliyor. Bu finans firmalarının sahipleri, devletin yüksek görevlerinde bulunmuş, geniş çevreleri olan zengin kişiler. Çalışma şekilleri her ne kadar uluslararası standartlarda olsa da, sermaye sahipleri ile ilişkileri tamamen Arap davranış ve alışkanlıklarına uygun oluyor. Mesela, en büyük yatırımların kararı yapılacak toplantılardan önce, “Nargile partileri”nde alınıyor.

Suudi Arabistan’daki 12 yıllık çalışmalarımız sırasında tanıdığımız yüksek devlet erkanı ile büyük tüccar ve bürokratların kendilerine ait sermayelerin yanında dostlarının sermayelerini de Türkiye dışındaki yatırımlara yönelttiklerine şahit olduk. Özellikle İngiltere ve Yunanistan’a yapılan yatırımları duydukça kahrolduk.

Türkiye’deki yatırımlarla ilgili yönlendirme gayretlerimiz ise; ya Türkiye’deki bir darbe, ya Türkiye’nin kredi notları ile ilgili bir haber veya enflasyon duyumları ile nazara alınmadı.

Ancak şimdi; AB’ye giriş süreci, Tahkim Yasası, Yabancı Sermaye Kanunu, enflasyonun süratle düşmesi ve Türkiye’nin kredi notlarının yükselmesi herkesin dikkatini çekmeye başladı. Daha önce Türkiye yatırımları için kulaklarını tıkayanlar, şimdi bizden “ortaklık için firma” bulmamızı istemeye başladılar.

Faizsiz bankacılık

Faizsiz bankacılık sistemi sadece İslami ülkelerle sınırlı değil. Örneğin, yüzde 95’i Budist olan Tayland’ın Bakanlar Kurulu “İslami Yatırım Bankası” adı altında bir faizsiz bankanın kurulmasını onayladı. Bu şekilde Tayland, Müslüman Arap ülkelerinin ve yerli Müslümanların yatırımlarını çekmeyi planlıyor.

Ülkemizde de faaliyet gösteren Citibank’ın sahibi dünyanın önde gelen finans gruplarından olan Citigroup’un Bahreyn merkezli Citi Islamic Investment Bank (CIIB) adlı faizsiz bankacılık yapan bir alt birimi var. Citigroup 1970’ten beri Bahreyn’de ve diğer Körfez ülkelerinde faaliyet gösteriyor.

Almanya, faizsiz bankalar için çok önemli bir potansiyel teşkil ediyor. Fakat bütün bunlara rağmen Almanya’da faizsiz bankacılık hizmeti sunan hiçbir banka bulunmuyor. Fransa’da faizsiz finansman hizmeti verecek bir bankacılık kuruluşu bulunmuyor. İngiltere’de ise faizsiz finansman hizmetleri sınırlı. Uluslararası bankalar faizsiz bankacılık hizmetleri sunarak bundan ciddi miktarda kâr ediyorlar.

© Copyright 2016, Tüm hakları saklıdır